Altı yaşımdaydım. Yeni filizlenmeye başlayan beyin hücrelerim ve sonradan mustafalanacak kas liflerimle beraber gül gibi geçinip gitmeye müsait bir hayatım vardı. Kimseyle derdim yoktu genelde ama bazı metabolizmalarla da çok iyi geçinebiliyor değildim.
Günlerden bir gün, yanlış hatırlamıyorsam Sabah gazetesinin hediye ettiği Gargamel şatosunu odamda kendi kendime bir araya getirip uhuladım. Çok iyi de oldu ama çok da güzel iyi olamadı, kenarlarından uhular aktı hep. Huu-huu diye çıkan vücutsal yapıştırıcılarım da gıyasettinlenmeye başlamamıştı henüz. Dedim ya, çok küçüktüm, ufacıktım. Bir penis boyu bile değildi parmağım.
Sonraları Gargamel şatosuna eklemeler yapmaya başladım. Kolilerden parçalar kesip griye boyayarak mezar taşları yapıyor, şatonun etrafına başları kıbleye bakacak şekilde diziyor, makul büyüklüğe gelince de etrafını kürdan çitle çeviriyordum.
Çok geçmeden mistik bir mezarlık olmuştu elimde. Elimde dediysem lafın gelişi, çünkü o zamanlar elim bir sağ lob boyu bile değildi. Zamanla mezarlığımda ayyaşlar kol gezmeye başladı. Gönüllerini hoş tuttum onların. Ama Selamileri arada hırgür çıkarmıyor da değildi. Tabi ayyaş dediğin boş durur mu, yapıştırmış lafı "Yavaş yerler yaş" diye.
Konumuz bu değil tabi, moment ve denge. Mezarlığın momenti de giren çıkan insanlardan ötürü sürekli değişiyordu. Ben de dengeyi sağlamak için mezarlıktan zombi çıkışını yasakladım. Farkında değildim o zamanlar George A. Romero filmlerinin önüne geçtiğimin. Yazık, adamın da ekmeğiyle oynamışım. Ama daha önce o da benim sucuğumla oynamıştı.
Ben mezarlıktan zombi çıkışını yasaklayınca ölüler isyan etti. Sendika kurmaya kalktılar, çarptım tokadı. "Sen mi büyüksün, ben mi büyüğüm?" dedim. Ben büyüğüm ben. "Ben seni serçe parmağımla ezerim!" dedim. Sustular. Sessiz kaldılar bir süre. Sonradan anladım, susma eylemi yapıyorlarmış. Ben de eyleme destek vermeye kalkınca bozuldular, ölecekleri tuttu. Meğersem eylem çok dedikoducuymuş, osman söyledi.
Tabi benim ölüler de ölünce odamı bir koku sardı, ama nasıl bir koku, hatırlayamadım tam. Ama bir koku, orası kesin. Ben de kokuyu defetmek için ölüleri defnetmeye başladım. O gün bu gündür bugün ogün, tam hatırlayamadığım bir günden beri ölü insanlar gömüyorum.
Bruce Willis de bende öldü. Getireyim istersen, azıcık yeriz.
bünyen serbest çağrışıma kurban gitmiş. bayram da yaklaşıyor. en iyisi sen bi yerlerde sakla samanı
YanıtlaSil