Leyin. Valla bak. Bi' kere deneyin. Güzel olabilir. Olmaya da bilir tabi, burası tartışılır; ama kaçınılmaz bir gerçek var ki o da orasının tartışılamayacağıdır. Orası burası kurcalanmaz öldürmenin.
Öldürmek denilen şey bir insanın ya da insan olmayanın bir diğer insanın veya insan olmayanın yaşamına son vermesidir. Peki neden yapar bunu? Açlıktan. Karnı acıkmıştır, öldürür, etini yer. Ya da diğerinin karnı acıkmıştır, başının etini yer, o da sinirlenip öldürür. Her şey açlıktan doğar, açlıktan ölür.
Sekse açlıktan çocuk doğar. Başarıya açlıktan kupa doğar. Peki neler açlıktan ölür? Başta Afrikalı insanlar olmak üzere kimileri kendisinin kimileri başkalarının açlığından; tavuk, koyun, inek, kedi, at, eşek, et süt yumurta olmak için ölürler.
Bir de başkası için ölmek vardır. Senin için ölürüm der aşka aç insan. O biraz delicedir, tartışılabilir. Tabi burası onun yeri değil, burası benim yerim. Kalk.
Gülmekten ölür mizaha aç insan. Hayvan gibi yerse olacağı budur.
Peki açlık bir insanı öldürmeye değer mi?
Bence değer, değmese bile parmağını burun ucuna kadar uzatır, kıllarına dokunur çeker. Bu böyledir. Eğer bir insan, başka bir insanın ölmesini arzuluyorsa, içinde bununla ilgili delice bir istek duyuyorsa bu açlığına dayanamayıp ecel efendinin kıç keyfini beklemek yerine hemen gidip öldürüverir.
Ama öldürmek yine de sağlıklı bir şey değildir. En azından ölen için. Öldüren içinse spor amaçlı yapıldığı sürece sağlıklıdır. Bence herkes spor için birbirini öldürmeli. Ama yine de o sizin bileceğiniz iş. Ne de olsa öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz.
20.9.10
Öldürmeyi Emreden Din
11.9.10
İnsansız Yaşam Aracı
Gözlerinde o boşluğu gördüğün an ne boktan bir durumda olduğun kafana dank eder. Bakamaz olursun o gözlere. Senin hataların yüzünden, yapamadıkların yüzünden boş boş bakarlar sana karşı. Birden kendini mezarı başında şarap şişelerini dizerken bulursun. Şarap. Çünkü ayyaşın, evsizin, derbederin arkadaşıdır. Rakı efkâr dağıtır; o olmaz. Dağılmasın istersin efkârın. Vodka keyif pezevengidir. Keyif mi vardır ki pezevenge ihtiyaç olsun? En temizi şaraptır. En ucuzundan alırsın bol alırsın.
Alkol komasından ölürsen ayrı boktur, gebermez de sağ kalırsan ayrı bok. Ölürsen geride kalanlar vardır. Yazık olur onlara. Sokakta kalırlar, üvey baba eline düşerler. Yaşarsan -hayatın bir şırıngayla götünden alınmışken buna yaşamak denirse- daha en az bir on yıl bekler seni geride kalanları otogara bırakmak için. On yıl boyunca nefes alır, uyur, yemek yersin. Belki uzaklaşmak için önce esrar, sonra doğrudan eroine başlarsın. Ya da kendine olan nefretinden ötürü acıyı daha da arttırmak için ayık kafayla gezersin beynin olmadan.
Kim bilir, belki cinnet geçirir komşuları doğrarsın asansör bozulunca. Ya da bir finale çıktık diye gecenin birinde korna çalan, bağıran insanları kurşun yağmuruna tutarsın cebren ve hile ile. Ya da hiçbir şey yapmaz oturursun oturduğun yerde. O kadar çok oturursun ki götünün kokusu koltuğun demirlerine siner. Kılları alt kata kök salar. Televizyondaki teyzelerle konuşursun belki. Hepsinin kafasına sıkmak için kurşun damıtırsın çeşme suyundan. Nasıl olsa vakit boldur, uğraşacak bir şeyler bulursun. Ya götünü kaşır ya burnunu karıştırırsın maden bulmak için, asıl madeni magmaya gömdüğünden habersiz.
Kesin alırlar seni içeri. Ya da dışarıyı sen terk edersin küsüp. Belki içerde aydınlanmamış karanlıklar, ölünmemiş yaşamlar vardır diye ararsın. Ama yoktur. Çünkü aydınlanınca karanlık, ölünce yaşam kalmaz. Bu kafayla felsefe yaparsın ancak zaten milyonlarca kez düşünülmüş ve saçmalığının farkına varılmış şeyler üzerine.
Sigarayı yedi katına çıkarırsın, belki kanser olurum diye. Ama olmazsın sen. Milyonda çok görülen bir hastalığa bile yakalatmaz kimse seni. Sevenlerin o kadar çoktur ki isim bulmakta zorlanırsın hepsine. Osman der geçersin. Bi ihtimal insan der göçersin.
Alkol komasından ölürsen ayrı boktur, gebermez de sağ kalırsan ayrı bok. Ölürsen geride kalanlar vardır. Yazık olur onlara. Sokakta kalırlar, üvey baba eline düşerler. Yaşarsan -hayatın bir şırıngayla götünden alınmışken buna yaşamak denirse- daha en az bir on yıl bekler seni geride kalanları otogara bırakmak için. On yıl boyunca nefes alır, uyur, yemek yersin. Belki uzaklaşmak için önce esrar, sonra doğrudan eroine başlarsın. Ya da kendine olan nefretinden ötürü acıyı daha da arttırmak için ayık kafayla gezersin beynin olmadan.
Kim bilir, belki cinnet geçirir komşuları doğrarsın asansör bozulunca. Ya da bir finale çıktık diye gecenin birinde korna çalan, bağıran insanları kurşun yağmuruna tutarsın cebren ve hile ile. Ya da hiçbir şey yapmaz oturursun oturduğun yerde. O kadar çok oturursun ki götünün kokusu koltuğun demirlerine siner. Kılları alt kata kök salar. Televizyondaki teyzelerle konuşursun belki. Hepsinin kafasına sıkmak için kurşun damıtırsın çeşme suyundan. Nasıl olsa vakit boldur, uğraşacak bir şeyler bulursun. Ya götünü kaşır ya burnunu karıştırırsın maden bulmak için, asıl madeni magmaya gömdüğünden habersiz.
Kesin alırlar seni içeri. Ya da dışarıyı sen terk edersin küsüp. Belki içerde aydınlanmamış karanlıklar, ölünmemiş yaşamlar vardır diye ararsın. Ama yoktur. Çünkü aydınlanınca karanlık, ölünce yaşam kalmaz. Bu kafayla felsefe yaparsın ancak zaten milyonlarca kez düşünülmüş ve saçmalığının farkına varılmış şeyler üzerine.
Sigarayı yedi katına çıkarırsın, belki kanser olurum diye. Ama olmazsın sen. Milyonda çok görülen bir hastalığa bile yakalatmaz kimse seni. Sevenlerin o kadar çoktur ki isim bulmakta zorlanırsın hepsine. Osman der geçersin. Bi ihtimal insan der göçersin.
19.7.10
İfade Özgürlüğü
Son zamanlarda kendimi yeterince ifade edemediğimi fark ettim. Son zamanlar dediysem, 3-4 dakika önce. Anlatmak istediğim bir şeyi anlatamıyorum. Anlatmak istemediğim bir şeyi de -öyle bir şey olsun olmasın- çok rahat anlatabiliyorum. O kadar rahat anlatıyorum ki ben anlatırken uyur kalırsın anlattıklarımın üzerinde. Bu sıkıcılığından da olabilir tabi ama ben rahatlığından olduğunu düşünmek istiyorum. Ve ben düşünmek istediğim şeyi düşünürüm, çünkü benim düşünce özgürlüğüm var. Japon Pazarı'ndan bir liraya aldım, rahat ettim. Rahat ettiğim için de rahat anlatıyorum. Ama anlatmak istemediğim şeyi rahat anlatıyorum. Rahat etmesem onu da rahat anlatamazdım herhalde.
Sen de fark etmişsindir, anlattıklarım da zaten anlam bütünlüğünü koruyamıyor. Sekiz yaşından beri kavga etmemiş çünkü, nasıl korusun? Sen de vermiyorsun ki eline silah, olmadı kılıç kalkan. Ondan sonra da vay efendim anlam bütünlüğü bozuldu, vay efendim anlam iki parça, vay efendim naber? Vay efendinin şarap çanağına...
İfade özgürlüğüm olsun istiyorum ben. İfadelerim msn şaşılarıyla sınırlı kalmasın istiyorum. Facebook ifadeleri gibi de özürlü olmasınlar istiyorum. Kendi ifadelerimi yaratmak, allahçılık oynamak istiyorum. Ben kalkıp da bi karakolda bile ifade veremezken nereye ifade yaratıyorum ki? Hayır alıp götürseler, götürüp işkence etmeseler belki verecem ifademi. Ama alıp götürmüyorlar ki. Götürseler de işkence ediyorlardır onlar. Olmadı çıkışta bi işkembeciye uğrar, orada veririm ifademi. Orada en azından işkence sadece işkembeye yapılıyordur. Ama kokoreç de güzel aslında. Rammstein da yemiş hem.
İfadesizce bakabilmek de istiyorum bazı olaylara. Olmuyor tabi o da. Duruma göre en absürd ifadeye bürünüveriyor hemen suratım. Dürümü bi ver.
Bazen de Murphy kanunları gibi kanunlarım olsun istiyorum. O kanunları sokakta çalıp para kazanmak istiyorum. Ama gitarda bile iki akor öğrenememişken nereme çalıyorsun ki kanunları sen? Evet sen. Ben mi öğrenecem akoru, tabi sen öğrenecen! Oldu onu da ben öğreneyim, her şeyi ben yapayım. Evi de ben süpüreyim. Oldu olacak blogu da ben yazayım. Çok şey mi istiyorum lan ben sorarım sana! Sorarım sana bazen böyle şeyler, alış artık.
Hadi git biraz akor çalış artık.
Sen de fark etmişsindir, anlattıklarım da zaten anlam bütünlüğünü koruyamıyor. Sekiz yaşından beri kavga etmemiş çünkü, nasıl korusun? Sen de vermiyorsun ki eline silah, olmadı kılıç kalkan. Ondan sonra da vay efendim anlam bütünlüğü bozuldu, vay efendim anlam iki parça, vay efendim naber? Vay efendinin şarap çanağına...
İfade özgürlüğüm olsun istiyorum ben. İfadelerim msn şaşılarıyla sınırlı kalmasın istiyorum. Facebook ifadeleri gibi de özürlü olmasınlar istiyorum. Kendi ifadelerimi yaratmak, allahçılık oynamak istiyorum. Ben kalkıp da bi karakolda bile ifade veremezken nereye ifade yaratıyorum ki? Hayır alıp götürseler, götürüp işkence etmeseler belki verecem ifademi. Ama alıp götürmüyorlar ki. Götürseler de işkence ediyorlardır onlar. Olmadı çıkışta bi işkembeciye uğrar, orada veririm ifademi. Orada en azından işkence sadece işkembeye yapılıyordur. Ama kokoreç de güzel aslında. Rammstein da yemiş hem.
İfadesizce bakabilmek de istiyorum bazı olaylara. Olmuyor tabi o da. Duruma göre en absürd ifadeye bürünüveriyor hemen suratım. Dürümü bi ver.
Bazen de Murphy kanunları gibi kanunlarım olsun istiyorum. O kanunları sokakta çalıp para kazanmak istiyorum. Ama gitarda bile iki akor öğrenememişken nereme çalıyorsun ki kanunları sen? Evet sen. Ben mi öğrenecem akoru, tabi sen öğrenecen! Oldu onu da ben öğreneyim, her şeyi ben yapayım. Evi de ben süpüreyim. Oldu olacak blogu da ben yazayım. Çok şey mi istiyorum lan ben sorarım sana! Sorarım sana bazen böyle şeyler, alış artık.
Hadi git biraz akor çalış artık.
17.7.10
Başlık Dediğin Nedir ?
Sorarım sana; nedir, ey okur. Mehmedim okur, Fadimem okur.
Başlık denilen şey, insanın, hayvanın, yazının, füzenin başına geçirilen şeydir. Örnek vermek gerekirse bu başlıklar insanda şapka, hayvanda takke, yazıda başlık, füzede nükleerdir. Görüldüğü üzere değişmeyen tek şey değişimin kendisi değil, başlığın adıdır. Yazıda başlık; başlık olarak kalmıştır ve başlık olarak kalacaktır. Şimdi sen kalkıp da başlığı taytıl diye değiştirmeye kalksan olmaz. Birincisi güzel durmaz, ikincisi özenti durur. Bu birle ikiyi birleştirirsek karşımıza bir de üç çıkar. Nedir bu üç? Türkçe'dir. Eğer yazı Türkçe ise; başlık da Türkçe olmalıdır. Nükleerin Türkçe olması için füzenin de Türkçe olması gerekmez. Kaldı ki "nükleer" de, "füze" de Türkçe kökenli sözcükler değillerdir.
Peki nedir bu Türkçe kökenli sözcük? Türkçe kökenli sözcük; "öz"dür. Öz, her şeyin içinde olan şeydir. KDV de bir nevi özdür. Kısaca öz; insanın kendine yakışanı giymesidir. İnsan kendine yakışanı giydiği zaman özünü dışa vurur. Giydiği şeyler insanın özüyle uyumlu değilse, öz dışa vurulamaz ve içeride hapsolur.
Demem o ki başlık, bir şeyin özüdür; öz kalacaktır.
Başlık denilen şey, insanın, hayvanın, yazının, füzenin başına geçirilen şeydir. Örnek vermek gerekirse bu başlıklar insanda şapka, hayvanda takke, yazıda başlık, füzede nükleerdir. Görüldüğü üzere değişmeyen tek şey değişimin kendisi değil, başlığın adıdır. Yazıda başlık; başlık olarak kalmıştır ve başlık olarak kalacaktır. Şimdi sen kalkıp da başlığı taytıl diye değiştirmeye kalksan olmaz. Birincisi güzel durmaz, ikincisi özenti durur. Bu birle ikiyi birleştirirsek karşımıza bir de üç çıkar. Nedir bu üç? Türkçe'dir. Eğer yazı Türkçe ise; başlık da Türkçe olmalıdır. Nükleerin Türkçe olması için füzenin de Türkçe olması gerekmez. Kaldı ki "nükleer" de, "füze" de Türkçe kökenli sözcükler değillerdir.
Peki nedir bu Türkçe kökenli sözcük? Türkçe kökenli sözcük; "öz"dür. Öz, her şeyin içinde olan şeydir. KDV de bir nevi özdür. Kısaca öz; insanın kendine yakışanı giymesidir. İnsan kendine yakışanı giydiği zaman özünü dışa vurur. Giydiği şeyler insanın özüyle uyumlu değilse, öz dışa vurulamaz ve içeride hapsolur.
Demem o ki başlık, bir şeyin özüdür; öz kalacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)