Son zamanlarda kendimi yeterince ifade edemediğimi fark ettim. Son zamanlar dediysem, 3-4 dakika önce. Anlatmak istediğim bir şeyi anlatamıyorum. Anlatmak istemediğim bir şeyi de -öyle bir şey olsun olmasın- çok rahat anlatabiliyorum. O kadar rahat anlatıyorum ki ben anlatırken uyur kalırsın anlattıklarımın üzerinde. Bu sıkıcılığından da olabilir tabi ama ben rahatlığından olduğunu düşünmek istiyorum. Ve ben düşünmek istediğim şeyi düşünürüm, çünkü benim düşünce özgürlüğüm var. Japon Pazarı'ndan bir liraya aldım, rahat ettim. Rahat ettiğim için de rahat anlatıyorum. Ama anlatmak istemediğim şeyi rahat anlatıyorum. Rahat etmesem onu da rahat anlatamazdım herhalde.
Sen de fark etmişsindir, anlattıklarım da zaten anlam bütünlüğünü koruyamıyor. Sekiz yaşından beri kavga etmemiş çünkü, nasıl korusun? Sen de vermiyorsun ki eline silah, olmadı kılıç kalkan. Ondan sonra da vay efendim anlam bütünlüğü bozuldu, vay efendim anlam iki parça, vay efendim naber? Vay efendinin şarap çanağına...
İfade özgürlüğüm olsun istiyorum ben. İfadelerim msn şaşılarıyla sınırlı kalmasın istiyorum. Facebook ifadeleri gibi de özürlü olmasınlar istiyorum. Kendi ifadelerimi yaratmak, allahçılık oynamak istiyorum. Ben kalkıp da bi karakolda bile ifade veremezken nereye ifade yaratıyorum ki? Hayır alıp götürseler, götürüp işkence etmeseler belki verecem ifademi. Ama alıp götürmüyorlar ki. Götürseler de işkence ediyorlardır onlar. Olmadı çıkışta bi işkembeciye uğrar, orada veririm ifademi. Orada en azından işkence sadece işkembeye yapılıyordur. Ama kokoreç de güzel aslında. Rammstein da yemiş hem.
İfadesizce bakabilmek de istiyorum bazı olaylara. Olmuyor tabi o da. Duruma göre en absürd ifadeye bürünüveriyor hemen suratım. Dürümü bi ver.
Bazen de Murphy kanunları gibi kanunlarım olsun istiyorum. O kanunları sokakta çalıp para kazanmak istiyorum. Ama gitarda bile iki akor öğrenememişken nereme çalıyorsun ki kanunları sen? Evet sen. Ben mi öğrenecem akoru, tabi sen öğrenecen! Oldu onu da ben öğreneyim, her şeyi ben yapayım. Evi de ben süpüreyim. Oldu olacak blogu da ben yazayım. Çok şey mi istiyorum lan ben sorarım sana! Sorarım sana bazen böyle şeyler, alış artık.
Hadi git biraz akor çalış artık.
19.7.10
17.7.10
Başlık Dediğin Nedir ?
Sorarım sana; nedir, ey okur. Mehmedim okur, Fadimem okur.
Başlık denilen şey, insanın, hayvanın, yazının, füzenin başına geçirilen şeydir. Örnek vermek gerekirse bu başlıklar insanda şapka, hayvanda takke, yazıda başlık, füzede nükleerdir. Görüldüğü üzere değişmeyen tek şey değişimin kendisi değil, başlığın adıdır. Yazıda başlık; başlık olarak kalmıştır ve başlık olarak kalacaktır. Şimdi sen kalkıp da başlığı taytıl diye değiştirmeye kalksan olmaz. Birincisi güzel durmaz, ikincisi özenti durur. Bu birle ikiyi birleştirirsek karşımıza bir de üç çıkar. Nedir bu üç? Türkçe'dir. Eğer yazı Türkçe ise; başlık da Türkçe olmalıdır. Nükleerin Türkçe olması için füzenin de Türkçe olması gerekmez. Kaldı ki "nükleer" de, "füze" de Türkçe kökenli sözcükler değillerdir.
Peki nedir bu Türkçe kökenli sözcük? Türkçe kökenli sözcük; "öz"dür. Öz, her şeyin içinde olan şeydir. KDV de bir nevi özdür. Kısaca öz; insanın kendine yakışanı giymesidir. İnsan kendine yakışanı giydiği zaman özünü dışa vurur. Giydiği şeyler insanın özüyle uyumlu değilse, öz dışa vurulamaz ve içeride hapsolur.
Demem o ki başlık, bir şeyin özüdür; öz kalacaktır.
Başlık denilen şey, insanın, hayvanın, yazının, füzenin başına geçirilen şeydir. Örnek vermek gerekirse bu başlıklar insanda şapka, hayvanda takke, yazıda başlık, füzede nükleerdir. Görüldüğü üzere değişmeyen tek şey değişimin kendisi değil, başlığın adıdır. Yazıda başlık; başlık olarak kalmıştır ve başlık olarak kalacaktır. Şimdi sen kalkıp da başlığı taytıl diye değiştirmeye kalksan olmaz. Birincisi güzel durmaz, ikincisi özenti durur. Bu birle ikiyi birleştirirsek karşımıza bir de üç çıkar. Nedir bu üç? Türkçe'dir. Eğer yazı Türkçe ise; başlık da Türkçe olmalıdır. Nükleerin Türkçe olması için füzenin de Türkçe olması gerekmez. Kaldı ki "nükleer" de, "füze" de Türkçe kökenli sözcükler değillerdir.
Peki nedir bu Türkçe kökenli sözcük? Türkçe kökenli sözcük; "öz"dür. Öz, her şeyin içinde olan şeydir. KDV de bir nevi özdür. Kısaca öz; insanın kendine yakışanı giymesidir. İnsan kendine yakışanı giydiği zaman özünü dışa vurur. Giydiği şeyler insanın özüyle uyumlu değilse, öz dışa vurulamaz ve içeride hapsolur.
Demem o ki başlık, bir şeyin özüdür; öz kalacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)